| |
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
YOLSUZLUĞUN SONUÇLARI
Günümüzde küreselleşmeyle birlikte uluslararası boyutlara ulaşarak yaygınlaşan yolsuzluk ve yolsuzluklarla mücadele zorunluluğu bir tek ülkenin değil, tüm dünyanın sorunu haline gelmiştir. Yolsuzlukla birlikte artan ahlaki çöküntü, ülkelerin hem ekonomisini, hem toplumsal dokusunu, hem de demokrasiye ve hukuk sistemine olan güveni zedelemektedir. Bugün için yolsuzluk, toplumların güvenlik ve istikrarını tehlikeye düşüren, toplumsal, ekonomik ve siyasal gelişmeyi tehdit eden, demokrasi ve erdem özlemlerini çökerten bir ana toplumsal sorun olarak kabul edilmektedir. Küreselleşme süreci çerçevesinde bir taraftan mal, hizmet ve emek pazarlarının ulusal sınırların dışına taşması ve diğer taraftan yasadışı eylemlerin uluslararası bir nitelik kazanması nedeniyle, insanlığı uygarlığın başladığı zamandan beri kemiren bu hastalık, uluslararası bir nitelik kazanmış durumdadır Yolsuzluk bir taraftan yurttaşların devlete ve yöneticilere olan güvenini, demokrasi, hukuk, adalet ve eşitlik ilkelerini temelden sarsar iken,diğer yandan ekonomik rekabeti olumsuz yönde etkilemekte ve bitirilemeyen verimsiz amaçsız yatırımların da ana nedeni olmaktadır. [1] Yolsuzluğun kesin şekilde kötü olduğu kanaati üzerinde son zamanlarda oldukça geniş bir oydaşmaya varılmıştır. Ancak kimi bazı yazarlara göre Yolsuzluğun birtakım faydalarının da olduğu iddia edilmektedir. Aşağıda bu iki farklı görüşe de yer verilerek yolsuzluğun etkileri anlatılmaya çalışılmıştır. I-YOLSUZLUK FAYDALI OLABİLİRMİ? [2] 1-Yolsuzluk Faydalıdır Diyenler Yolsuzluğun kesin şekilde kötü olduğu kanaati üzerinde son zamanlarda oldukça geniş bir oydaşmaya varılmıştır. Buna rağmen, geçmiş yıllarda, yolsuzluğa ilişkin görüşler farklılık göstermiş ve bazı ekonomistler, yolsuzluğun işe yarar bir tarafını dahi bulmuşlardır. 1997 mali krizine kadar, Güneydoğu Asya'da kimi ülkeler, yolsuzluğun büyümeyi desteklediği tezini benimser görünmekteydiler. Endonezya, Tayland ve diğer bazı ülkelerin yolsuzluğa rağmen ya da bu büyük oranda bu nedenle yüksek bir büyüme hızına sahip oldukları sık sık ifade edilmiştir. Hatta Endonezya için, yolsuzluğun azaltılması yerine kurumsallaştırılmasının ekonomiye daha az zarar vereceği iddia edilmiştir. İddiaya göre, kişiler bu durumda nereye başvurmaları gerektiğini ve belirli hizmetler için ne kadar ödemeleri gerektiğini bileceklerdir. Yolsuzluğun verimlilik ve büyümeyi dahi teşvik edeceğini iddia eden görüşlerden bazıları aşağıda özetlenmiştir. Bu araştırma, geniş kapsamlı olmaktan ziyade ilgili literatür konusunda bir bakış açısı kazandırma amacını taşımaktadır. Leff (1964) ve Huntington (1968), yolsuzluğun, hükümetin yatırımları ve büyümeyi engelleyen katı kurallarını ortadan kaldırdığı için verimliliği artırdığını ileri sürmüşlerdir. Yani yolsuzluk, "mekanizmayı yağlar" ya da "çarkları döndürür". Bu mantık çoğunlukla Güneydoğu Asya'da bazı ülkelerdeki yüksek büyüme oranlarını açıklamak için kullanılmıştır. Beck ve Maher (1986) ile Lien (1986), ihalelerde sunulan tekliflerde en yüksek rüşveti önerenlerin en verimli firmalar olduğunu gösteren modeller geliştirmişlerdir. Bundan dolayı rüşvet, projelerin verimli firmalara verilmesini sağlayarak verimliliğe katkıda bulunmaktadır. Lui (1985), zamanın kişiler için farklı değer taşıdığını ileri sürmüştür. Bu durum, gelir düzeyine ve zamanın alternatif maliyetine göre değişmektedir. Zamanları çok değerli olan firmalar, kararların daha hızlı alınmasını sağlayarak, çizginin önüne atlamış ve böylece zamandan tasarruf etmiş olmaktadırlar. Böylelikle yolsuzluk, zamanın değerli olduğu firmaların tasarruf etmelerini sağlayarak yarar sağlamaktadır. Daha sonra yaptığı bir çalışmada ise Lui (1996), yolsuzluğun bir yandan kaynakların daha etkin dağılımını sağlarken bir yandan da büyümeyi azalttığını; çünkü bu durumun, yolsuzluk imkanlarını büyütmek üzere kullanılabilecek insan kaynağını elde etmek yönünde, bazı bireyleri teşvik ettiğini ileri sürmüştür. Yolsuzluk, politikacıların bir ülkeyi bir arada tutmak için kullanabilecekleri fonları elde etmeleri bakımından da siyasi bir tutkal vazifesi görebilir. Bu son olasılık, büyüme için gerekli bir koşul olabilir. Rüşvet, düşük olan ücretleri fiilen artırabilir. Böylece yolsuzluk, büyümeyi destekleyebilecek fiilen daha düşük bir vergi yükü sağlayabilir. Buradaki önemli husus, daha düşük bir vergi yükünün, düşük düzeyde yolsuzluğa nazaran büyümeyi daha çok destekleyip desteklemediğidir. 2-Karşı Tezler Yolsuzluğu destekler nitelikteki yukarıdaki teorik argümanlara çeşitli biçimlerde karşılık verilebilir. İlk olarak, çeşitli alanlardaki katılıklar ve kurallar, bir toplumun değişmez unsurları değildir; bir toplum belirli katılıklarla doğmamıştır. Bunlar kamu görevlileri tarafından ortaya çıkarılmıştır. Belki de kamu görevlileri tarafından rüşvet alabilmek için kasten oluşturulmuşlardır. Kurallar rüşvet almak için kullanıldıkları sürece, daha da fazla kural oluşturulacaktır. Dahası, kuralları uygulayanlar, güçlerini korumak amacıyla kuralları belirgin hale getirmekten kaçınırlar. Bilgi ona sahip olanın gücünü artırır. İkinci olarak, en yüksek rüşveti ödeyebilenler her zaman ekonomik bakımdan en verimli olan konumunda değildirler; ama bunlar rant sağlamada en başarılı olanlardır. Yatırım olarak algılandığında rüşvet, rüşvet verenler tarafından geri kazanımı yüksek yatırımlar olarak düşünülmektedir. Geleneksel ya da yozlaşmış toplumlarda en üretken bireyler, teşvik edici unsurların varlığı sonucu, sosyal alandaki üretken faaliyetlerden rant sağlama faaliyetlerine yönelebilmektedirler. Bu durumun, ülkenin ekonomik büyümesi üzerindeki maliyeti yüksek olacaktır. Varsayıldığı gibi, toplumun en üretken bireylerinin, sahip oldukları yetenekleri rant sağlama faaliyetlerine ve yolsuzluğa yönlendirilmesi özellikle toplum açısından zarar verici olacaktır. Üçüncü olarak, ödenen "çabuk paralar", bürokratların görevlerini yerine getirme sürecini yavaşlatan bir unsurdur. Yolsuzluk, kamu görevlilerinin faaliyetlerini yürüttüğü (örneğin izinlerin verilmesi) düzeni değiştirebilmektedir. II - YOLSUZLUĞUN OLUMSUZ ETKİLERİ 1-Ekonomiye Olan Olumsuz Etkileri Bu gün için birçok ekonomist, yolsuzluğun ekonomik büyü meyi teşvik eden değişkenler üzerinde etkili olması nedeniyle ekonomik büyümeyi geciktirdiğini söylemektedir. Ayrıca özellikle Siyasal Yolsuzluklar nedeniyle verimsiz alanlara yapılan yatırımlar dolayısıyla ekonomik büyüme geciktirilmekte olup çok büyük boyutlara varan kaynak israflarına da neden olunmaktadır. Nitekim ülkemiz bu türden projeler nedeniyle bir proje mezarlığına dönüşmüştür. Ankara Ticaret Odasının yapmış olduğu bir araştırmaya göre 1998 yılı itibariyle, ülkemizde yarım kalan yatırım sayısı 5.556 olup bugüne kadar bu yatırımlara harcanan para 130 milyar dolar civarındadır. Bu yatırımların tamamlanması için ihtiyaç duyulan kaynak miktarı ise 355 milyar dolar olarak karşımıza çıkmaktadır. Yapımı yılan hikayesine dönen Ayaş Tüneline harcanan para 200 milyon dolar civarındadır. Yine sırf siyasi nedenlerle birçok ilimize yapılan Hava Alanları şu an kullanılmamaktadır. Yine söz konusu araştırmaya göre, bu türden plansız yatırımlar nedeniyle iki yılda bitirilmesi gereken işin on yılda, dört yılda bitirilmesi gereken işin ise yirmi dokuz yılda bitirilebileceği hesaplanmıştır. [3] Bu ve bunun gibi çalışmalar göstermiştir ki devletin bu tür yatırımlar da popülist davranması sonucun da kamu kaynaklarının kullanımın da savurganlığın yanı sıra çeşitli yolsuzlukların oluşmasına da zemin hazırlanmıştır. Popülist politikalar sonucu kamunun finansman ihtiyacında ki aşırı artışlar sonucunda hükümetler bu ihtiyacı karşılıksız para basarak yada hesapsız iç ve dış borçlanmalar yaparak gidermeye çalışmış olup, sonunda iç ve dış borçlarımız çevrilemez hale gelmiş, enflasyon ise bir türlü tek haneli rakamlara çekilememiştir. Bu gün için dış borçlarımızın miktarı , Gayri Safi Milli Hasılamıza oranı yaklaşık %65 civarındadır. Bu durum da ülkemizi gün geçtikçe ekonomik olarak dışa bağımlı hale getirmesinin yanında siyasi olarak ta dışa bağımlı hale getirmektedir ki bu durum Milli Egemenliğimizi bile tartışılır hale getirmektedir. Her şeyden önce yolsuzluk, gerek yerli gerekse de yabancı yatırımcıların yatırım kararları ve yatırımın verimliliği üzerinde ciddi negatif etkilere sahiptir. Burada yolsuzluk, yatırım için gereken iznin verilmesinin belirli miktardaki bir rüşvet ödemesine bağlanması şeklinde karşımıza çıkmaktadır (bu miktar çoğu kez yatırımın değeri ile doğru orantılı olmaktadır). Bu yönüyle söz konusu bu yolsuzluk keyfi, tesadüfi ve önceden tahmin edilemeyen bir vergi niteliğindedir ve yarattığı belirsizlik nedeniyle yatırım yapma isteğini köreltmektedir. [4] Ayrıca ülkemizde maddi içerikli yolsuzluklar kadar önemli gördüğümüz adam kayırmacılık sayesinde kamuda karar alma sürecinde etkili olan görevler getirilen liyakat sız ve tecrübesiz kişiler yüzünden bazı önemli kamu projeleri , verimli bir şekilde ihale edilememekte yada bitirilmesinde kamu kaynakları optimal bir şekilde kullanılamadığı için kaynak israfına yol açılmaktadır. Öte yandan bu durum proje ve yatırımı yapacak olanın seçimine de etki ederek yatırım bütçelerinin yapısını da etkilemektedir. [5] Yolsuzluğun boyutları devlet bütçesini, kaynak dağılımını, adalet ve eğitim hizmetleri üzerinde farklı etkiler yapmaktadır. Yolsuzluğun Kamu Maliyesi üzerinde de olumsuz etkileri bulunmaktadır. Bu etkileri kamu açıklarının büyümesi, kamu harcamalarında ki verimliliğin azalması ve vergi sistemindeki adaletin bozulması şeklinde ortaya çıkmaktadır. Ayrıca yolsuzluklar sonucunda ekonomik faaliyetlerin ve kamu harcamalarının önem sırası da değişmektedir. Bu nedenle ekonomiye devlet müdahalesinin fazla olduğu ülkelerde şirketler üretim yapmak suretiyle gelir temin etmek yerine rant kollama faaliyetlerini takip suretiyle kolay yoldan para kazanma yolunu tercih etmektedirler. Bunun sonucunda ülkemizde olduğu gibi çalışmadan üretmeden kazanmaya alışmış bir ayrıcalıklı rantiye sınıfı oluşmaktadır. Hatta uygulanan ekonomi politikaları ile de bu durum desteklenmektedir. Örneğin asgari ücretten vergi alınır iken 650 milyara kadar ki faiz gelirinden vergi alınmamaktadır. Yolsuzluk kamu gelirlerini azaltırken kamu harcamalarını artırmaktadır. Böylece yolsuzluk, daha büyük mali açıklara yol açarak hükümetin sağlam bir mali politika yürütmesini zorlaştırmaktadır. Yolsuzluk, piyasaları ve kaynak dağılımını aşağıdaki nedenlerden dolayı bozmakta ve dolayısıyla ekonomik verimlilik ve büyümeyi azaltmaktadır: Yolsuzluk, piyasa düzensizliklerini ortadan kaldırmak üzere hükümetin gerekli düzenleyici kontroller ve denetimleri yerine getirme yetisini sınırlamaktadır. Ayrıca hükümet, bankalar, gıda sektörü, ulaştırma faaliyetleri, mali piyasalar vb. üzerinde düzenleyici rolünü tatmin edici bir şekilde yerine getirememektedir. Piyasaya hükümet müdahalesi yolsuzluk tarafından güdülenirse, örneğin hükümet kendi özel çıkarları için monopoller oluşturursa, piyasa düzensizlikleri artabilmektedir. Önceden belirtildiği gibi, yozlaşmış bir ortamda, kabiliyetli kişiler kabiliyetlerini rant sağlamak ve yolsuz faaliyetlerde bulunmak için kullanmaktadır. Bazı durumlarda, söz konusu faaliyetlerin negatif katma değerleri olmaktadır. Rüşvet, keyfi bir vergi gibidir (yüksek refah maliyetleri ile). Yolsuzluk doğası gereği, aşırı bir yük oluşturmaktadır; çünkü rüşvet ödenmesi gereken şahısların aranıp bulunmasının maliyeti, görüşme ve rüşvet verme maliyetine eklenmelidir. Ayrıca, rüşvet sonucu elde edilen ahdi yükümlülükler daha kolay çiğnenebilmektedir. Yolsuzluk, hükümetin ihale sözleşmelerinin uygulanması ve mülkiyet haklarının korunması gibi alanlardaki önemli rollerini zedelemektedir. Bir vatandaş, rüşvet ödeyerek taahhütlerinden ya da sözleşmeden doğan yükümlülüklerinden sıyrılabiliyorsa ya da bir kişi mülkiyetten doğan haklar ını yolsuzluk nedeni ile kullanamıyorsa hükümetin temel rolü zedelenmiş ve büyüme olumsuz etkilenmiştir demektir.
2-Siyasal Sisteme Etkileri Son yıllarda yaşanan Yolsuzluklar sonucunda,demokratik sisteme olan güven zedelenmeye başladığı için,"demokrasi kültürümüz" de yeterince oluşamamaktadır. Özellikle 57. Hükümet döneminde yapılan yolsuzluk operasyonlarından sonuç alınamamış olması ve bunun ötesinde 4422 sayılı kanunun değiştirilmesi, operasyonların başındaki bakanın istifası gibi süreçler sonucunda, siyaset kurumuna olan güven zedelenmeye başlamıştır. Bunların yanında milletvekili dokunulmazlığı nın çok geniş kapsamlı uygulanması ve bu kişilere dokunulamaması da siyasal sistemimize zarar vermektedir. TBMM de halen 47 milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılması için düzenlenen fezlekeler görüşülmeyi beklemekte olup gündeme dahi alınmamaktadır. [7] Ülkemizde yıllardır aynı süreçler yaşandığı için,"demokrasi kültürü" yeterince gelişememektedir. İnsanlarımız ne "vatandaş" ne de "seçmen" kimliklerinin gereklerini yerine getirmektedir. Bireyler, "demokrasinin" kendi yararlarını da kapsayan "kamu yararının" ve kendi çıkarlarını da kapsayan "kamu çıkarının" korunmasına yaradığını görememektedir. [8] Tam tersine, mevcut siyasal sistem, özellikle de parti yapıları aracılığı ile "demokrasinin", bireysel çıkar, adam kayırma, kendi yandaşına çıkar sağlama gibi yolsuzlukların aracı gibi işlediği hakkında yaygın bir kanı oluşturmuştur. Siyaset, Türkiye'de, "kamuya hizmet etmenin" değil, "bireysel olarak yükselmenin ve zengin olmanın bir aracı" olarak görülmeye başlamıştır. Özellikle kalitesiz ve niteliksiz siyasal liderlerin iktidarlarını sürdürebilmeleri için, çevrelerine bireysel çıkarları ön plana alan kişileri toplamaları, bu yozlaşmayı daha da arttırmakta ve bir kısır döngüye çevirmektedir: Kalitesiz liderler, çıkarcı çevreyi üretmekte, bu çevre de ancak kendi sayesinde başta kalan kalitesiz liderleri desteklemektedir. Böylece, lider ve çevresi arasında bir "çıkar bağı", bir "kara ilişki" ortaya çıkmakta ve bu ilişki, parti farkı gözetmeksizin, tüm politikaya ve bu yolla tüm ülkeye egemen olmaktadır. Ayrıca, politikacıların bu özelliği, önce bürokrasiye, sonra da tüm kamuoyuna, "örnek" olarak da kötü bir etki yapmakta, adeta eğitim yoluyla, sürekli bir ahlak yozlaşması, bir rüşvet ve yolsuzluk yaygınlaşması tüm ülkeyi pençesine almaktadır. Bütün politikacıların şu ya da bu nedenle, bu rüşvet ve yolsuzluk mekanizmasına bulaşmasından dolayı, rüşvetin ve yolsuzlukların hesabının siyasal olarak sorulamamasından doğmaktadır. Aslında bu durum son derce vahim bir soruna işaret etmektedir: Rüşvet ve yolsuzluğun önlenmesi, yasal düzenlemelere bağlıdır. Oysa yasal düzenlemeleri yapacak olan politikacılar bizzat rüşvetin ve yolsuzlukların üreticisi durumunda olduklarından, durumu düzeltecek yasal önlemlerin alınması olanaksızlaşmaktadır. Yolsuzluk amaçlı oluşturulan çıkar ve baskı gruplarının devletlerin politikalarını etkileyerek piyasa düzenine yön vermesi veya kendi aralarında ortaklıklar oluşturarak piyasaları kontrol altına almaları sonucu ekonomik büyüme, kalkınma ve ilerleme üzerinde ki olumsuz etkileri sonucunda, genellikle uzun vadede sonuçlar içermesinden dolayı araştırma ve geliştirmeye kaynak aktarmamaları sonucunda ,bilim ve teknolojide ki yenilikler takip edilemeyeceği için sürekli yüksek maliyetler gerektiren eski teknolojiler ile üretim yapılmak durumunda kalınmaktadır. Ayrıca bu baskı gruplarının ve organize suç örgütlerinin ulaşmış oldukları kaynakları ülke siyasetinin belirlendiği seçim dönemlerinde siyasetin finansmanında kullanmaları sonucu yada doğrudan kendi adamlarını para gücüyle aktif siyasete sokmaları sonucu siyasal sistemde büyük oranlı tahribatlar meydana gelmektedir. Yolsuzluk, piyasa ekonomisine olan güveni zedelediği gibi demokrasinin meşrûluğunu azaltmaktadır. Özellikle geçiş dönemindeki ülkelerde, demokrasi ve piyasa ekonomisine karşı yükselen seslerin ardında yolsuzluk yatmaktadır. Böylece yolsuzluk, demokrasi ve piyasa ekonomisine geçişi yavaşlatabilmekte hatta durdurabilmektedir. Bu suretle siyasal sistemde tıkanmalara yol açmaktadır. Bütün bunların yanında, Demokrasinin en temel ilkesi olan “başarısız olan iktidar yerini bir başkasına bırakır” ilkesi de iktidardaki partilerin kamu imkanlarını çoğu kez parti yada partilileri lehine kullanmak suretiyle elde ettikleri büyük fonları kullanmak suretiyle işletilmeyebilmektedir. [9] Türkiye gerçeğin de üzerinde önemle durulması gereken başka bir hususta, seçimlerde tarikatlar ile olan ilişkilerdir. Oy uğruna tarikatlarla yapılan pazarlıklar daha genç bir Cumhuriyet olan Türkiye de demokrasinin gelişimini engelleyen başka bir husus olarak karşımıza çıkmaktadır. Siyasi propaganda yöntemlerinde meydana gelen çeşitlilik ve seçim zamanlarında yapılan yüksek miktardaki seçim harcamaları da siyasetin pahalılaşmasına neden olmaktadır. Bunun sonucunda siyasetçiler işadamları ile değişik ilişkiler girmektedirler. Siyasal Partiler yapılan bağışlara getirilen sınırlamalar ile parti harcamalarına getirilen sınırlamalar da çok yetersiz ve yaptırımsız kalmaktadır. Hele ayni bağışlara herhangi bir sınırlamada getirilememektedir. Partilerin milyarlarca tutarı olan otel,bina , uçak gibi giderleri işadamlarınca karşılanmaktadır. Varlıklı işadamları ile bu şekilde ilişkiler kuran partiler, kuşkusuz ağır diyet borçlarına girmektedirler. [10] Türk siyasetçisinin yapısı ile ilgili değerlendirme yapan Ertuğrul KUMCUOĞLU bir makalesinde siyasetçilerin amacının “Türkiye'de çok partili düzenin oturtulmaya çalışıldığı 1950-1960'lı yıllarda genelde siyaset yapmanın, özelde ise milletvekili olmanın temel amacı, kişinin toplumsal statüsünü belli bir ölçüde yükseltmek, gelir seviyesini ise az çok iyileştirmek” olduğunu belirtmiştir. Aynı makalede özellikle 1980 sonrası yaşanan yolsuzluklar sonucu, siyasetçinin başka arayışlara girdiğini belirmektedir. Bu arayışların başında ise “siyasetçinin amacının itibardan çok güç tutkusu olarak değiştiği için güce giden yolunda servet birikimine geçmesinden dolayı siyasetçilerin siyaset yapmadaki amacın servet birikimi yapmak olarak değiştiğini” belirtmektedir. [11] Siyasetçinin siyaset kurumuna olan bakışında ki bu yanlış gelişmenin yanında, Türkiye deki partilerin yapısı ve seçim sistemi dolayısıyla milletvekili adayların belirlenme sürecindeki genel merkezlerin ağırlığı nedeniyle milletvekilleri genel başkanlarına aşırı bağımlı hale geldiği için, siyasal yozlaşmanın engellenmesi konusunda fikirlerini serbestçe söyleyememektedir. Genel başkanlar ise dar bir yakın kadro ile çalıştıkları için yolsuzluklar konusunda kısır döngü kırmak da mümkün gözükmemektedir. Bunun sonucunda siyasi partiler, halk tarafından genellikle “menfaat ortaklığı” şeklinde görülmeye başlanmıştır. [12] Ayrıca siyasetçilerin yolsuzluk yapmak uğruna popülist politikalar uygulaması sonucu, seçim meydanlarındaki bol keseden sunulan vaatler sonucunda vatandaşın siyaset kurumuna olan güveni de kaybolmakta ve bu suretle demokrasi dışı arayışlar başlamaktadır.
3-İstihdama Olan Etkileri Rakiplerini piyasadan silmeye çalışan işadamları ise işletmeleri bünyesinde çoğu kamudan ayrılmış üst düzey mevzuatın açıklarını bilen yönetici çalıştırmaktadırlar. Bunlar ise genellikle hukuk bilgisine yada ekonomi politikalarına hakim insanlar olup üretime yönelik mühendis düzeyindeki teknik insanlar ise işsiz kalmaktadırlar. Böylece istihdam açısından da yolsuzluğun mahsurları ortaya çıkmaktadır. Yolsuzluklar sonucu bozulan ekonomik yapıdan dolayı da çok sayıda işyeri kapanmakta olduğu için,işsizlik oranları da giderek artmaktadır. DPT verilerine göre ülkemizdeki işsizlik oranları aşağıda ki gibidir.
Yolsuzluk, insan kaynaklarının yeterince etkin bir şekilde kullanılıp üretime yönlendirilmesine de bir engel teşkil edebilmektedir. Yolsuzluğun yaygın olduğu ve kısa yoldan köşeyi dönme aracı olarak görüldüğü bir ortamda, eğitimli ve yetenekli bireylerin, enerjilerini üretken faaliyetlere kanalize etmek yerine yolsuzluk eylemlerine yöneltmeleri ihtimali de daha fazladır. 4-Gelir Dağılımına Etkileri Yolsuzluk, gelir adaletsizliğini artırmaktadır. Çünkü iyi konumda bulunan bazı kişilerin, nüfusun geri kalanının aleyhine olacak şekilde hükümet faaliyetlerinden daha fazla avantaj sağlamasına imkan vermektedir. Bunların dışında gelir dağılımındaki adalet ise emekçilerin, çalışanın, dar gelirlinin aleyhine gün geçtikçe bozulmaktadır. Yolsuzluk fakir insanın kazandığı geliri azalttığından yoksulluğu artırmaktadır. Ayrıca yolsuzluk içerisindeki rüşvet dağıtma ve rant kollama faaliyetleri konusunda büyük işletmeler ve Holdingler küçük işletmelere göre daha büyük imkanlara sahip olduğu için haksız rekabet sonucu daha da büyümekteler , küçük işletmeler ise ekonomik krizlere girmekte yada kapanmaktadır. Yatırım izninin rüşvete bağlanması veya buna benzer uygulamalar özellikle küçük işletmeler üzerinde daha büyük bir baskı yaratmaktadır. Bu gibi işletmeler, büyük işletmelerin aksine genellikle daha rekabetçi endüstrilerde faaliyet gösterdiklerinden, rüşvet nedeniyle artan maliyetlerini fiyatlarına yansıtarak tüketicinin üzerine kolayca aktaramazlar. Pek çok ülkede ve özellikle de gelişmekte olan ülkelerde küçük işletmeler büyümenin temel motoru olduğundan bu ülkelerde yolsuzluğun ekonomik büyüme ve istihdam üzerindeki olumsuz etkileri daha da yoğun olacaktır . Maliyeti artırıcı yolsuzluk, küçük çaplı işletmeler ve özellikle de gelişen işletmeler için çoğunlukla "zorlayıcı" bir nitelik arz etmektedir. Bu işletmeler çoğu zaman, bürokratlar ve vergi denetmenleri tarafından büyük miktarda ödemeler yapmaya zorlanmaktadırlar. Yeni kurulan işletmeler üzerinde uygulanan yasal ve yasal olmayan baskılar, çoğu zaman lisanslar ve gerekli onaylar için yüksek miktarda para isteyen yerel yönetim görevlilerinden gelmektedir. Zaman açısından da bir maliyet söz konusu olmaktadır. İşletme yöneticileri, zorunlu kılınan şartlara uyum için uzun zaman harcayabilmektedirler. Tüm bu maliyetleri küçük işletmeler yüklenmektedir; çünkü bu işletmeler büyüklerine kıyasla daha rekabetçi bir ortamda faaliyetlerini sürdürmektedirler. Bu nedenle de maliyetlerini müşterilerine yansıtamamakta ve daha büyük zorluklarla karşılaşmaktadırlar. Çoğu ülkede küçük işletmeler büyümenin lokomotifi olduğundan, başta gelişmekte olan ülkeler olmak üzere geçiş dönemindeki ekonomilerde, bu tip işletmelerin kurulmalarına ve büyümelerine ilişkin engeller büyümeyi yavaşlatmaktadır. Büyük işletmeler kendilerini benzer sorunlardan daha kolay koruyabilmektedirler, çünkü: hırçın bürokratlarla başa çıkabilecek uzman birimleri vardır, şeffaf olmayan düzenlemeler ve vergi kanunları konusunda uzman olan kişileri kullanabilmektedirler, büyüklükleri sayesinde, ufak bürokratların baskı ve isteklerinden kendilerini bağışık tutabilmektedirler ve sahip oldukları politik gücü, kamu yönetimindeki ilgili bürokratları etkilemek ya da rant sağlama faaliyetlerini yürütmek için kullanabilmektedirler. Örneğin, rekabeti azaltarak ya da vergi teşvikleri, düşük faizli kredi ya da başka çıkarlar elde ederek piyasada güç kazanabilmek için hediye ya da siyasi bağış adı altında rüşvet verebilmektedirler.
5-Toplumsal Yapıya Etkileri Her türlü toplumsal sözleşme,öncelikle bir ahlaki değerler manzumesine dayanmalıdır. Bunun yanında adalet kavramının da yapılan toplumsal sözleşmenin mutlaka işleyen bir unsuru olmasına da dikkat edilmelidir. Ancak unutulmaması gerekir ki ,insanlar adalet duygusuna sahip olmalarının yanı sıra adaletsizlik ve yanlış yapma duyguları da insanlara özgü duygulardır. Bu nedenle toplumsal adalet ve ahlakın sağlanması için toplumsal yapıyı idare edecek demokratik bir otoriteye ihtiyaç bulunmaktadır. Yolsuzluk her şeyden önce hukuk sistemine ve devlete olan güveni azaltmaktadır. Bunun bir sonucu olarak da bireylerin tüm alanlarda kuralları çiğneme eğilimleri güçlenmektedir. Sosyal açıdan diğer önemli bir nokta yolsuzlukla birlikte ahlaki normların ve değerlerin çöküntüye uğramasıdır. Bundan hem bugünkü hem de gelecekteki kuşaklar etkilenmektedir. Yeni kuşaklar tarafınca mevcut durum veri olarak alınıp normal düzenin bu olduğu kanısı hakim olabilmektedir. Yolsuzluklar sonucu hukuk sistemine ve devlete olan güvenin zayıflaması sonucu vatandaşlar nezrin de yolsuzluk alması gereken tepkiyi alamadığı gibi yolsuzluk yapanlar takdir edilir hale gelmektedir. Bu durum da toplumun yapısında sağlıksız gelişmeler meydana getirmektedir. Toplumda birtakım insanların çalışmadan kazanmaları ve bunu devletin kaynaklarını kullanarak yapmaları ve bu kişilere gerekli cezai müeyyidelerin uygulamaması sonucunda yargıya,yürütmeye ve siyasetçiye olan güvenin sarsılmasının yanı sıra toplumsal ahlakta da bozulmalar meydana gelmektedir. Bunun sonucunda siyaset ve kamu yönetiminde de ahlaki zafiyetler oluşmakta ulusal ve uluslararası toplumda ise millet olarak ve birey olarak onurumuz zedelenmektedir. Özellikle son yirmi yıldır ülkemizde uygulanan ekonomik politikalardaki yanlışlık ve başarısızlık, yoksulluğun artmasına yol açmış, bununla birlikte siyasi ve ahlaki yozlaşmanın da etkisiyle yolsuzluk gibi, toplumsal kanser olarak adlandırabileceğimiz büyük bir sorunun ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Üstelik bu hastalık bulaşıcı olup toplum sağlığı ve güvenliği açısından mutlaka tedavi edilmesi gerekmekte olan bir hastalık olarak karşımıza çıkmaktadır. Oysa Ahlak evrensel, Kişi Onuru ise bireysel kavramlardır. Ahlak tüm insanlığa karşı üstlenmemiz gereken yükümlülükler bütününden ve paylaşmak istediğimiz ortak değerlerden oluşmaktadır. Onur ise , insanın haklarına titizlikle sahip çıkmasını ve sorumluluklarını erdemli bir biçimde üstlenmesini gerektirir. Yolsuzluk ve rüşvet , hemen hemen bütün ahlak sistemlerinde, kötü, haram ve çirkin olarak tanımlanmış ve bu gibi davranışlarda bulunanlara müeyyideler uygulanması öngörülmüştür. Yolsuzlukların önlenmesinde, ahlakın ve moral değerlerin önemli olduğu konusundaki yaklaşım çok öncelere dayanmaktadır. Bu yaklaşıma göre kişilerin kendi kendilerini denetlemeleri sağlanabilirse , hiçbir şekilde hukuka aykırı bir durum ortaya çıkmayacaktır. Ülkemizde bu durumun özellikle 1980 sonrasında sağlanamaması sonucunda , hukuk devletinden önemli sapmalar meydana gelmiş, bu sapmalar, demokrasinin yozlaşmasına yol açmış, sonunda, hukuk kuralları ve kamu yararı yerine, rüşvet ve yozlaşma tüm topluma egemen olmuştur. "Herkesin" rüşvet aldığı" bir yapı içinde, birey ile sistem arasında bir kısır döngü oluşmakta, bireyler sistemi, sistem de bireyleri besler hale gelmektedir. Sonuç olarak, bugün Türkiye, başta politikacılar olmak üzere, herkesin rüşvet aldığı, rüşvetin günlük yaşamda "normal" bir uygulama olduğu, insanların politikaya "köşeyi dönmek" için girdiği ve rüşvet alarak"köşeyi döndüğü" ve rüşvet alanların, aldıkları rüşvetlerin yanlarına kâr kaldığı bir ülke halini almıştır. Bütün bu gelişmeler sonucu en büyük insani değer olan “SEVGİ” yi hayatımızdan çıkarıp nefret toplumu haline gelmeye başlamış bulunmaktayız. Bu gün için insanımızın hayatından sevgi kovulmuş olup bunun yerine para devreye girmiştir. Artık para için çalışan, para için yaşayan, para için okuyan ve mesleğini para için belirleyen bir toplum olduk. Bu hale gelmemizde “benim memurum işini bilir” söyleminin yanı sıra “ben zengini severim” diyen politikacıların 1980 sonrası ülkemizde uyguladığı politikalar sonucu hızla bireyselleşen ve üretmeden tüketmeye alışmış bir toplum haline getirilmemiz önemli rol oynamıştır. Bütün bunlara rağmen bir dönem aslen Türk Milleti tarihi ve dini dokusunun etkisiyle olsa gerek “ Temiz toplum, temiz siyaset” söylemini toplumsal bir söylem haline getirmiş ve bu uğurda ülke çapında da büyük katılımlı eylemler de yapılmıştır. Ancak üst üste yaşanan ekonomik krizler nedeniyle insanımız geçim sıkıntılarından dolayı içine kapanmış, yolsuzluk konusunda bir dönem yoğun olar yapılan operasyonlardan sonuç alınamamış olmasının yanı sıra, bu uğurda mücadele verenlerin de bazı güçler tarafından yalnız bırakılmasıyla bu konudaki ümitlerini yitirme noktasına gelmiştir. Esasen, “neme lazımcı” ve “gidene ağam gelene paşam” diyen toplumlarda, haksızlığa ve ahlaksızlığa karşı çıkılması da pek mümkün değildir. Cumhuriyetimizin kurucusu yüce ATATÜRK “çalışmadan, yorulmadan,üretmeden, rahat yaşamak isteyen toplumlar, önce haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini, ve daha sonrada istiklal ve istikballerini kaybederler” diyerek yıllar öncesinden gelecekte milletimizi bekleyen en büyük tehlikenin bugün yaşamakta olduğumuz üretmeden , çalışmadan nasıl olursa olsun ,haram helal demeden, köşeyi dönme mantığına kapılmış olan toplum olduğuna dikkatleri çekmek istemiştir. 6-Yolsuzluklarla Büyüyen Devlete Olan Güvenin Zayıflaması Yolsuzluk faaliyetlerinin doğal bir sonucu olarak , devletten rant sağlayan çıkar ve baskı gruplarının sonu gelmeyen taleplerinin karşılanması için bunların kamudaki işbirlikçilerinin organizeleri ve çalışmaları ile devletin yapısı gittikçe büyür ve karmaşık bir halle gelir. Bu çalışmalar sonucu devletin yapısını karmaşıklaştıran bir takım yeni yasal ve bürokratik düzenlemeler ortaya çıkmaktadır. Yolsuzluk devletin meşruiyetini olumsuz yönde etkilemekte, devletin gerekli kamu ihtiyaçlarını karşılamasındaki etkinliğini düşürmekte, sosyal ve ekonomik kurumların verimli ve etkin bir şekilde çalışmasını engellemekte ve kaynak dağılımını bozucu etkilerde bulunmaktadır. Yolsuzluğun yaygın olduğu bir ülkede, bazı çıkar grupları ve kamu çalışanları, geniş toplum kesimlerinin refahının azalması pahasına tatmin edilmiş olmaktadır Bu gün Türkiye de kamunun elinde inanılmaz bir kaynak ve yetki bulunmaktadır. Bununla beraber bürokrasinin ağır işlemesi, yasların ,mevzuatın, kuralların delinmesi,” anayasayı birkere delmekle bir şey olmaz” mantığı sonucu, devlete olan güvende kırılmalar oluşmuştur. Bunun ötesinde yolsuzluklarda siyasi otoriteye dokunulamaması ve yalnızca bürokrat kısmı ile ilgili takibat yapılması sonucunda da bürokrasi iş yapmaya korkar hale gelmiş ve kilitlenmiştir. Yolsuzluğun önemli bir türü olan rant kollama faaliyetleri de, devletin büyümesi ile doğrudan ilintilidir. Rant kollama faaliyetleri neticede bütçeye dayandığı için, çıkar ve baskı gruplarının kazançlarını artırmak ve devam ettirmek için devlet bütçesinin büyümesi gerekmektedir. Bütün bu gelişmeler sonucunda ise toplumda yolsuzluklar giderek artarken yolsuzlukla mücadelede başarı sağlanamaması da vatandaşın devletine olan güveninin zedelemektedir. Toplumda birtakım insanların,çalışmadan kazanmaları, bunu da devletin kaynaklarını kullanarak yapmaları ve yolsuzluk yapanlara gerekli cezai müeyyidelerin uygulanamaması sonucu, devletin yerleşik kurumlarına olan güven giderek zayıflamaktadır. Bu nedenle bu günlerde gelir ve servetlerini artırmanın yolunu devlete yanaşmakta bulan ve ter akıtmak yerine başkasının sırtından geçinmeyi, köşe dönmeyi erdem sayan insanların çoğunlukta olduğu bir toplum haline geldik. Dolayısıyla toplumumuz büyük bir ahlaki erozyon yaşamaktadır. Bu erozyon sonucunda da devlet otoritesine ve devlet kavramına karşı güvensizlik de hızla artmaktadır. 7-Kamu Yönetiminin Bozulması Bir ülkenin yönetimi için en önemli şey , demokratik, insan haklarına saygılı, eşitlik ilkesine uygun yasaların çıkarılarak, sistemin çatısının yasal olarak oluşturulmasıdır. İdari ve hukuksal yapının yolsuzluklar nedeniyle çarpıtılması sonucunda sistemin adil ve hukuka uygun olarak işlememesi sonucunda kamu yönetiminde bozulmalar, yozlaşmalar başlamaktadır. Ülkemiz özelinde Bürokrasinin siyasi otorite ile olan göbek bağından dolayı da bürokratlar yasaların uygulamasında siyasi otoritenin etkisiyle bazı yanlış ve hukuk dışı uygulamalara girmektedirler. Bunun sonucunda kamu yönetiminin örgüt yapısına bozulmalar meydana gelmektedir. Yönetim sistemimiz içerisinde yolsuzluk giderek artan bir hal aldığı için, kamu yönetimi kendisinden beklenilen işlevlerini tam olarak yerine getirememektedir. Bu gün için bürokrasimiz kalkınmanın etkili bir aracı olması gerekir iken, adeta kalkınmanın engeli konumuna gelmiştir. Bürokraside çalışanlar iş başarma motivasyonlarını her iktidar döneminde yapılan kadrolaşmalar nedeniyle yitirmektedir. Çünkü bu suret ile başarılı ve çalışkan bürokratların yerine liyakat ilkesi aranmadan tayin terfi yapılmaktadır. Bunun sonucunda gelecek endişesi de taşımaya başlayan birikimli, çalışkan ve yetişmiş bürokratlar hızla devlette çalışmaktan uzaklaşmaktadır. Bu uzaklaşmanın bir nedeni de İdari yapılanma ile ekonomik ve mali mevzuattaki karışıklık, nedeniyle merkezi otoritenin elinde olan yetkilerin kullanımında yasaların ve diğer mevzuatın açıklarını ve uygulamasını çok iyi bilen memurları yolsuzluk yapan kişi ve kuruluşların çok yüksek maaşlarla yanlarına almalarıdır. Yaşanan bu süreç sonucunda kamu yönetiminde bilgili bürokrat sayısında ki azalmalar sonucu , cahil cesaretine sahip, siyasetçi yakını bürokratların sayısında meydana gelen artışlar kamu yönetiminin , işleyişini giderek bozmaktadır. Kamu yöneticileri “işleri düzeltmek bana mı kaldı “ gibi edilgin ve olumsuz bir tutuma yönelmekte ,hatta kimisi de yolsuzluk sürecine katılıp, payını almayı yeğlemektedir. [13] Yolsuzluğun olduğu durumlarda en başta yasalar aykırı işlem yapılmaktadır. Bu durum da devletin ve yönetimin yasallığını ortadan kaldırmaktadır. Yasaların etkisini yitirdiği toplumlarda ise düzenin sağlanması mümkün olmamaktadır. Yaşanan bu süreçler sonucu Türk Kamu Yönetimi saydamlığını kaybetmiştir. Bürokratlar kendilerinde sakladıkları bilgiyi ve gizlilik prensibini makamları için bir güvence olarak görmeye başlamışlardır. Bunun sonucunda da bu durum doğası gereği, yönetsel kusurların ve kuraldışı uygulamaların ortaya çıkmasına neden olmakta, bu durumda içinde bulunduğumuz yolsuzluk sarmalının giderek büyümesine yol açmaktadır. Sonuç olarak kamu yönetimimiz yolsuzluk olgusunun kısır döngüsüne girmiş olup, verimli ve etkili çalışmasını giderek kaybetmektedir. [14] III-DEĞERLENDİRME Yolsuzluklar sonucunda , devlette, ekonomide,siyasal yapıda yada toplumsal yapıda meydana gelen bozulmalar, zamanla tüm sisteme yayılmakta ve toplumsal kanser olarak adlandırılan yolsuzluk kısa zamanda tüm yapıya hakim olmaktadır. Her ne kadar yolsuzlukların faydalı olabileceği yönünde görüşler de olsa da bu gün için yolsuzluğun zararları konusunda tüm dünyada oydaşmaya varılmış durumdadır. Türkiye örneğinde ise ileride iktisat fakültelerinde belki de ders olarak okutulabilecek bir durum ortaya çıkmaktadır. Şöyle ki uzun yıllardır yüksek enflasyon altında yaşayan ve sık sık ekonomik krizler geçiren, ekonomik ve mali kurumların da verimlilik ve bilanço değerlendirmelerinden öte spekülatif değerlendirmelerin ön planda olduğu, uzun yıllar terör ile mücadele ederek büyük kaynaklar aktaran ve buna rağmen her yıl ortalama % 5-6 oranında büyüyen bir ülkenin kanımca mutlaka bilimsel olarak incelenmesi gerekmektedir. 1980 li yıllarda 70 cente muhtaç bir ekonomiden bugün dünyanın gayrisafi milli hasıla yönünden 17. İnci büyük ekonomisi haline gelen ülkemizde 1980 sonrası ulusal ve uluslararası sermaye hareketlerinin çok iyi ve ayrıntılı bir şekilde ekonomi bilimi açısından irdelenmesi gerekmektedir. Kanımca 1980 sonrası ekonomik süreçte uluslararası kara para ve Türk İşadamlarının yurt dışındaki kayıt dışı paraları hayali ihracatlar sonucunda Türkiye'ye gelmiş ve Türk ticari hayatında herhangi bir ticari geçmişi olmayan insanlar hatırı sayılır işadamları olarak bir anda karşımıza çıkmışlardır. Bu ve bu gibi gelişmeler sonucunda eskiden Türk sanayii büyük kent merkezlerinde iken bugün Anadolunun pek çok şehri sanayi şehri haline gelmiş durumdadır. Bu nedenle yolsuzluğun sermaye birikimi açısından faydalı olduğunu da söylemek mümkün olabilecektir. Hatta bazı bilim adamları kara para kavramı ve zararlarıyla ilgili olarak yaptıkları bilimsel değerlendirmelerde paranın ak'ı kara'sı olmaz. Para, paradır. Mühim olana paranın ekonomiye girmesidir demektedirler. Bu nedenle ülkemiz örneğini özellikle yolsuzluk faydalıdır diyenler tarafından ayrı bir özenle incelenmesinin faydalı olacağını düşünmekteyiz. Acımasız kapitalizmin temel bir gerçeği olan sermaye birikimi açısından düşünüldüğünde belki de bilinçli olarak göz yumulan ve fırsat verilen rant kollama faaliyetleriyle kayıt dışı ekonomi bilerek sistem tarafından uygulanan bir model de olabilecektir. Ancak bugün yolsuzluk ekonomisi ulaştığı devasa boyutlar ile siyasal sistemim ve hukuk sistemini bozmakta ve insanların bu sistemlere olan güvenini zedelemektedir. Hatta uluslararası boyutlara ulaşan yolsuzluklar sonucu ülkeler arası savaşlar da artık silahla değil oluşan devasa fonların ekonomik yapı içerisindeki ayak oyunları ile yapılır hale gelmektedir. Yolsuzluğun boyutları açısından bir örnekse ABD de yayınlanan bir makalede; organize suç örgütleri tarafından yapılmakta olan yolsuzluk eylemleri böyle devam ederse 2015 yılında amerikan başkanının bile bu suç örgütleri seçtirecektir denmektedir. Sonuç olarak yolsuzluklar sadece bugün içinde bulunduğumuz sorunları yaratmakla kalmayacak ve yolsuzlukların açtıkları yaralar yarının nesilleri üzerinde başta ahlaki olmak üzere tüm yaşam alanlarını etkileyecek derecede ilkesizlik ve toplumsal çürümüşlüğün oluşmasına da zemin hazırlayacaktır. Bu nedenle yolsuzlukla mücadeleye hiç zaman kaybetmeden biran önce devlet ve vatandaş işbirliği içerisinde yarınlarımız adına başlanmalıdır. REFERANSLAR [1] Osman ÖZBEK,sahipsiz Türkiye Ümit Yayıncılık,2003 s.15 [2] [2] Bıu bölüm,Vito TANZİ (IMF Mali İşler Departman Sorumlusu) Dünya Çapında Yolsuzluk, Çeviren; Gamze KÖSEKAHYA dan lınmıştır. [3] Ekonomik Krizin İç yüzü, İsmail KÖSE, Ankara,2002 [4] Aso Bülteni Mat-Nisan 2003 [5] İTO Yayın No:2001-35 Türkiye de Yolsuzluğun Sosyo Ekonomik Nedenleri ve çözüm önerileri s.26 2001 [6] Vito TANZİ (IMF Mali İşler Departman Sorumlusu) Dünya Çapında Yolsuzluk, Çeviren; Gamze KÖSEKAHYA . [7] Saygı ÖZTÜRK, 12.05.2003 Tarihli Star Gazetesi [8] PROF.Dr. Emre KONGAR, Kamuda Rüşvetin Toplumsal Nedenleri Sempozyumu [9] TESEV YAYIN NO.24 s.18 2001 [10] Bülent ECEVİT, Yeni Türkiye Dergisi,sayı 13 S.37 [11] Ertuğrul KUMCUOĞLU Yeni Türkiye Dergisi Sayı 13 S.144 [12] Kamuran İNAN Yeni Türkiye Dergisi Sayı 13 S. 355 [13] Doç.Dr. Ümit Berkman, Az gelişmiş Ülkelerde Kamu Yönetiminde Yolsuzluk ve Rüşvet TODAİE Yayını, S,116 [14] Kemal ÖZSEMERCİ, Türk Kamu Yönetiminde Yolsuzluklar, Nedenleri, zararları ve Çözüm Önerileri konulu TODAİE master Tezi S.83 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||