
|

Asıl sorun ‘Banka-Medya-Holding üçgeni’
ÇEAŞ ve Kepez’e el konulmasının ardından gözler Cem Uzan’ın bir gün sonra yapacağı Bursa Mitingi’ne çevrilmişti. Herkes onun ne diyebileceğini tahmin edebiliyordu. Çünkü o güne kadar “hep alıp hiç vermemeyi” kendisine iş edinmiş bir kişinin nası davranabileceği, herkesi “tehdit ve şantaj” ile
sindirmiş birinin canı yandığında neler söyleyebileceği az çok biliniyordu. Murat Mercan’da “Böyle davranacağını bekliyorduk” demişti.
Fakat “Ne de olsa siyasete soyundu, halkın karşısında kendi şirteklerinin çalışanlarına hitab ettiği gibi hitab etmez” düşüncesi ile sükunetini muhafaza edebileceği “Türk adaletine güvenini” vurgulayacağı bir konuşma da yapabilirdi. Ama o siyasetçi Cem Uzan’dan değil, “Patron” Cem Uzan’dan beklenen konuşmasını yaptı.
Türkiye Cumhuriyeti Başbakanına “Kalleş adam”, “Allahsız” gibi hiç bir şekilde kabul edilemeyecek sözlerle saldırdı. Böylece zaten aleyhine olan kamuoyunu tümüyle aleyhinde kemikleştirdi. Bu sözler politikaya girdiği için şirketlerinin yönetiminden çekilmiş bir siyasiye yakışan sözler değildi.
Cem Uzan’ın gözleri kızarmış, çakmak çakmak, ağzı son milimetresine kadar açılmış biçimde Başbakan Tayyip Erdoğan’a “Allahsız” derken, “Kalleş adam” derken, sırtındaki beyaz siyaset gömleğini “kefeni” olarak tanımlayıp “ÇEAŞ ve Kepez’i sana yedirirsem namerdim” derken, zihnimden geçen cümleyi buraya yazayım: “Eğer O Tayyip Erdoğan, arkasında halkın büyük çoğunluğunun desteğini almış bir başbakan olarak, kendisinden önce hiç bir siyasinin yapmak isteyip de yapamadığı bir şeyi yapmış olarak, kendisine söylenebilecek en ağır küfür olan “Allahsız” diye hitab eden bu adama haddini bildirmezse ona hakkımı helal etmem.”
Vatandaş olarak başbakan’dan ülkemin, milletimin, halkımın, başbakanımın hakkını, hukukunu koruması, bütün kutsal bildiğim değerleri zalime, hırsıza, hayırsıza, şantajcıya, tehditçiye karşı korumasını taleb etme hakkım var!
Uzanlar, iddia edildiği, gibi sadece şirketlerini zarar ediyor gösterip vergisini vermiyor, çalıştırdığı insanlara maaşlarını ödemiyor, kovduğu çalışanlarının tazminatlarının üstüne yatmıyor, borçlu olduğu her konuda ihtilaf çıkarıp “zamana yayıp yaylandır” politikası gütmüyor, yargıyı ihtilaf çıkartığı konularda dava denizinde boğmuyor, medyasında darbe çığırtkanlığı yapmıyor… Gençlere, genç müteşebbislere de kötü örnek oluyor.
Kendisine Türkiye’nin tepesinde bir yer hedefleyen her müteşebbis Uzan’ların yaptıklarının yanına kar kaldığını görerek, onları kendilerine örnek alıyor. En tehlikelisi de bu!
Aslında Türkiye’de kurulu düzen Uzan’lar için son derece verimli bir şekilde çalışma imkanı sağlıyor. Sadece uzanlar için değil. “Medya-Banka-Holding üçgeni”ni kuran herkes herşeyi kolaylıkla yapabiliyor. Halkın mevduatlarından oluşan mevduatlar bankadan holdingin şirketlerine kredi olarak akıyor. Bu arada medyası da zor zamanlarda “İrtica çığırtkanlığı” yaparak holding ve bankaya şemsiye oluyor. “Havada ağır bir irtica kokusu var” türünden manşetler havayı bulandırıyor, göz gözü görmez oluyor, o arada olan oluyor!
Banka-Medya-Holding üçgeni “Beyaz Türkler’in en büyük buluşu”dur. Dikkat ederseniz bugün tepemizde oturan herkes bu üçgeni kurmuştur. Hemen hepsi mutlaka bankasının da, medyasının da holdinginin de patronudur. Sadece Uzanlara hak ettikleri ceza verilerek bu işin ancak bir yanı çökertilebilir. Uzanlar çöker, ama sistem devam eder!
|
 |