Bu bölüm dernek başkanı Abdullah Çavuş'un yayın aşamasındaki kitabından alınmıştır.

YOLSUZLUKLA KARIŞTIRILAN KAVRAMLAR

Aşağıda açıklanan kavramlar, yolsuzluk dendiğinde ilk olarak akla gelen ve çoğunlukla yolsuzluk kavramı yerine kullanılan ancak yukarıdaki tanımlarda ki yolsuzluk kavramına göre farklı anlamları olan ve özün de yolsuzluğun bir çeşidi olan kavramlardır.

1-Kara Para:

Yolsuzluk kavramının en çok karıştırıldığı kavram kara para olarak karşımıza çıkmaktadır. Uluslararası literatürde karapara kanunların suç saydığı fiillerden elde edilen her türlü ekonomik menfaat ve değer olarak tanımlanmaktadır. Ancak, bazı ülkeler konuyla ilgili olarak çıkardıkları kanunlarında bu tanımın aksine hangi fiillerden elde edilen paranın karapara sayılacağını tek tek belirlemiştir.

Türkiye'de çıkarmış olduğu 4208 Sayılı karaparanın aklanmasının önlenmesine dair kanunun 2.maddesinde karapara tanımını yaparken hangi tür fillerden elde edilecek gelirlerin karapara olacağını tek tek belirlemiş ve tanımı dar tutmuştur. [i] Bu kanunun 2 inci maddesine göre karapara ;

a- 1918 sayılı Kaçakçılığı Men ve Takibine Dair Kanununda ki,

b- 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar Hakkında Kanunda ki,

c- 2238 sayılı Organ ve Doku Alınması, Saklanması ve Nakli Hakkında ki Kanunda ki,

d- 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarının Korunması Hakkında ki Kanunda ki

e- 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 359 uncu maddesinin b- fıkrasında ki

f- 765 sayılı Türk Ceza Kanununda ki Devletin Şahsiyetine Karşı İşlenen Cürümler ile aynı kanunun tadadi olarak zikredilen maddelerindeki

Fiillerin işlenmesi suretiyle elde edilen para veya para yerine geçen her türlü kıymetli evrakla, mal veya gelirlerin veya bir para biriminden diğer para birimine çevrilmesi de dahil sözü edilen para, evrak, mal veya gelirlerin birbirine dönüştürülmesinden elde edilen her türlü maddi menfaat veya değer karapara olarak tanımlanmıştır.

Madde metninden de görüleceği üzere diğer bazı ülkelerde olduğu gibi yasadışı her türlü fiilden elde edilen para karapara olarak tanımlanmamıştır. Ülkemiz 4208 sayılı Kanunla nelerin karapara olduğunu madde madde açıkça belirlemiştir. Buna göre en yaygın yolsuzluk türü olan rüşvet ve görevi ihmal ve kötüye kullanma suçları sonucu elde edilen paralar karapara olarak isimlendirilmemektedir.

Konuya ilişkin literatürde kaynağı suç olan ama karapara kapsamına alınmayan suçlardan elde edilen gelirlere karapara değil gripara denilmektedir.

Görüleceği üzere ülkemiz ölçeğinde her tür yolsuzluğu karapara olarak nitelendirmek mümkün değildir.

2- Kayıt Dışı Ekonomi:

Yolsuzluk kavramıyla karıştırılan ve içice geçmiş olan bir diğer kavram da kayıt dışı ekonomidir.

Kayıtdışı ekonomiyi tanılamak üzere literatürde bir çok kavrama rastlanmaktadır. Enformal Ekonomi, İllegal Ekonomi, Gayri Resmi Ekonomi, Gizli Ekonomi, Paralel Ekonomi, Saklı Ekonomi, Görgü Ekonomi gibi isiler kullanılmaktadır. Çoğu zaman birbiri yerine kullanabilseler de bu kavramların özel anlamları ve kullanımları bulunmaktadır. [ii]

Genel olarak kayıtdışı ekonomi,mal ve hizmet üretimine konu olmasına karşılık, ekonominin geleneksel ölçüm yöntemleriyle bütünüyle tespit edilemeyen ve Gayri Safi Milli Hasıla hesaplamalarına yansımayan alanlarıdır.

Prof.Dr.Osman ALTUĞ ise kayıtdışı ekonomiyi, “ekonomiyi düzenleyen yasalara ve yönetmeliklere aykırı olarak gerçekleştirilen belgeye bağlanmamış, kanuni defterlere işlenmemiş, faturasız satışlar, sigortasız işçi çalıştırılması, tefecilik, gecekondu yapımı, işportacılık, tetikçilik, üfürükçülük, falcılık gibi ekonomik işlemler ile kamu düzenini korumak için çıkarılan yasalara ve yönetmeliklere aykırı olarak gerçekleştirilen ve belgeye bağlanması adetten olmayan, yer altı ekonomisi olarak bilinen kaçakçılık, uyuşturucu ticareti, dolandırıcılık, kadın ticareti, karapara ve yolsuzluk gibi hem yasadışı hem de kayıt dışı tüm faaliyetler genelde kayıt dışı ekonomi olarak tanımlanmaktadır. [iii]

Osman Altuğa göre, Kayıtdışı ekonomi, karaparayı içine alan bir kavramdır. Diğer bir ifade ile her karapara kayıtdışı ekonominin içindedir. Ancak, her kayıtdışı ekonomi faaliyeti karapara kapsamının içinde olmayabilir. Kayıtdışı ekonomi, “ Resmi kayıtlara girmeyen ve belgelendirilmeyen, yani milli muhasebe kayıtlarında görülmeyen, gayri safi milli hasıla büyüklüklerine yansımayan tüm faaliyetler ” olarak tanımlanabilir. Diğer bir ifade ile, gerek yasal iktisadi faaliyetlerden gerekse suç ekonomisi alanında elde edilip ancak, kayıtdışı tutulan değerlerden oluşmaktadır. Karapara kavramı (suç ekonomisi) ise kayıtdışı ekonominin bir alt bölümünü oluşturmaktadır. Kayıtdışı ekonomi kavramı; Enformel Ekonomi (yasal gelirlerin oluşturduğu, ancak resmi bir kaydın olmadığı ekonomi) ve Karapara Ekonomisi (Suç Ekonomisi) olmak üzere ikiye ayrılır.

Kayıt dışı ekonomiyle ilgili bu tanımdan görüleceği üzere yolsuzluklardan ve karapara dan, ve gripara dan elde edilen paralar ya da menfaatler yasalara aykırı fiillerden elde edilmiş olacağı için doğrudan kayıtlı ekonominin içine dahil edilebilmeleri pek mümkün değildir. Bu nedenle kayıt dışı ekonomi tüm bu tanımları içine alan bir üst kavramdır.

4208 Sayılı Kanunda sayılan yasadışı fiillerden elde edilen gelirin kaynağını saklamak amacı ile yasal ekonomi içinde elde edilmiş gibi gösterilmesi için yapılan faaliyetler ise “ karapara aklama suçu ” olarak tanımlanmış olup çok teknik ve ayrı bir çalışma konusudur. [iv]

Bugün için yolsuzluğu hazırlayan ortamın kayıtdışı ekonomi olduğu bilinen bir gerçek olmasına rağmen kayıtdışı ekonominin tamamından elde edilen gelirleri ise yolsuzluk diye tanımlamak mümkün değildir. Kaldı ki kayıtdışı ekonomik faaliyetler genelde vergi kaçırarak karı maksimize etmek amaçlı olup genelde bireysel özellik gösterirken , yolsuzluklar birden fazla kişi tarafından yapılmaktadır. Ancak kayıtdışı ekonomi yolsuzluklardan elde edilen paraların saklanması için kolay bir ortam sağlamaktadır. Bu nedenle yolsuzlukla mücadele için hiç değilse psikolojik ortamın sağlanması adına öncelikle kayıtdışı ekonomi ile mücadele etmek gerekmektedir.

3- Rüşvet:

Genel olarak rüşvet bir kamu görevlisinin yapması gereken görevi yapmak için veya yasalara göre yapmaması gereken görevi yapmak için iş sahiplerinden para ya da yerine geçebilecek bir menfaat temin etmesidir.

Rüşvet, vatandaşın idareye olan güveninde sarsan en önemli unsurların başında gelmektedir. Kitabımızın aşağıda ki bölümlerinde bahsedilen TÜSİAD ve TESEV' in araştırma sonuçlarına göre günlük hayatımızda, Trafik, tapu, gümrük idareleri ve okullara öğrenci kayıtları ve buna benzer alanlarda sıkça karşılaştığımız acı bir gerçektir.

Rüşvet; Osmanlı döneminde öyle büyük ulaşmıştır ki Divan Şairimiz Fuzuli'nin “ Selam verdim rüşvet değildir deyu almadılar ” sözü ulaştığı boyutu göstermesi açısından önemlidir.

Türk Ceza Kanununda rüşvet; 211-212 ve 213 üncü maddelerde tanımlanmıştır.

Hukuk literatüründe rüşvet kavramı “Ceza tatbikatında memur sayılan bir kimsenin görevine giren bir iş için kendisi tarafından icbar, ikna veya iğfal şeklinde hareket baki olmaksızın, kanunen yapmaya mecbur olduğu şeyi yapmak veya yapmamak, kanunen yapmamaya mecbur olduğu şeyi yapmak veya yapmamak için, kanunen verilmesi icap etmeyen bir para veya mal alınması veya herhangi bir menfaat temin etmesi, yahut para, mal veya menfaat temin etmesi, yahut para, mal veya menfaat hakkında taahhüt veya teminat kabul eylemesidir.” Şeklinde tanımlanmaktadır.

Türk Ceza Kanununda rüşvet; Adi Rüşvet ve Ağır Rüşvet olarak da ayrı maddelerde farklı cezalara tabi tutulmuştur.

Uluslararası alanda ise genel kabul görmüş tek bir rüşvet tanımı bulunmamaktadır. Bunun nedeni olarak da ülkeler arasında varolan kültür farklılıkları gösterilmektedir. Bir eylemin rüşvet sayılabilmesi için mutlaka maddi değer taşıyan bir şeyin verilmesi gerekmez. Maddi olmayan başka bir takım çıkarların sağlanması da bu kapsam da değerlendirilmektedir.

Hatta daha ileri giderek bazı ülkeler rüşveti vergilendirme olayında bir gider unsuru olarak kabul etmiştir.

21 Kasım 1997 tarihinde kabul edilen “ Uluslararası Ticari İşlemlerde Yabancı Kamu Görevlilerine Rüşvet Verilmesinin Önlenmesine Dair OECD Sözleşmesi ”ne göre rüşvet,” bir kamu görevlisinin resmi görevini yerine getirirken etkilenmesi için bir şeyin teklif edilmesi,söz verilmesi veya verilmesidir . “ Bu sözleşmeye taraf olan ülkelerde ise rüşvet vergilendirmede gider unsuru olarak kabul edilemeyecektir. Ülkemizde bu sözleşmeyi imzalamıştır. [v] Bu sözleşme ile rüşvetin artık uluslararası bir boyut kazandığı ve bu alandaki ticarette haksız rekabete yol açtığı kabul edilerek mutlaka mücadele edilmesi zorunluluğuna dikkat çekilmektedir.

Bu sözleşmeye taraf olan ülkeler yabancı kamu görevlilerine verilen rüşvet ve rüşvetten elde edilen kazancın yada kazanca karşılık gelen mal değerinin müsadere veya hacze tabi olmasını veya denk bir etkinin meydana geleceği para cezalarının verilmesini sağlayacak tedbirleri almak zorunda bırakılmışlardır.

Tanımlarından da görüleceği üzere rüşvet her zaman iki tarafı olan bir işlem özelliğindedir. Rüşveti veren yada teklif eden ,birde alan yada talep eden tarafı bulunmaktadır. Uluslararası örgütler ve medya genellikle rüşveti alan tarafla ilgilenmektedir. Rüşveti veren yada teklif edenler genellikle ihmal edilmektedir. Bunların yanı sıra bu durum yasal mevzuatlara da yansımaktadır.

Görüleceği üzere rüşvet gerek ulusal ve gerekse uluslararası alan da en çok karşılaşılan yolsuzluk türüdür. Konu ile ilgili bahsedilen sözleşmenin dışında çok sayıda çalışma daha olup izleyen bölümlerde ayrıntılı olarak değerlendirilecektir.

Rüşvet toplumumuzda o kadar yaygınlaşmıştır ki adına bazı yerlerde kolaylaştırma ücreti ya da çorba parası gibi isimler bile uydurulmuştur.

Günlük hayatımızın her alanında rüşvetle karşılaşılmasından dolayı yolsuzluk kavramı rüşvet kavramıyla eşdeğer olarak algılanmaktadır .

4-Naylonculuk:

Ülkemize özgü bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle ülkemizde 1984 yılında kabul edilen 3065 sayılı KDV kanu nu ile vergi mükelleflerinin öncelikle ödenen KDV'lerdeki indirim müessesi nedeniyle gerçekte mal alım satımı olmadığı halde varmış gibi fatura alıp vermeleri sahte veya gerçeğe aykırı belge olarak Vergi Usul Kanununda Suç olarak kabul edilmiştir. Sonraları Hayali İhracatlar, Dış Ticaret Taahhütlerinin kapatılması olayları ve Vergi iade ve teşviklerinden yararlanmak yada doğrudan vergi kaçırmak amacıyla sıkça başvurulan bir yolsuzluk türü oluşmuş hatta bu alanda ayrı bir sektör oluşmasına da yol açılmıştır. Halk arasında ise gerçeği yansıtmayan bu tür faturalara Naylon Fatura denilmiştir.

Daha sonraları çalışanlara Vergi İadesi uygulamasına geçilmesiyle birlikte bizzat devletin memurları da naylon fatura kullanarak vergi iadesi almaya başlamışlardır. Hatta bazı resmi dairelerin önlerinde fiş ve fatura ticaretine bile rastlanılmıştır

Daha sonra bu işin sektör haline gelmesi sonucu bu suç bireysel işlenmenin dışında organize suç örğütlerinin de ilgi alanına girmiştir. Bu nedenle ülkemizde 1996 yılında çıkarılan 4208 sayılı Kara Para İle Mücadele Kanununda da Sahte veya Muhteviyatı itibariyle Yanıltıcı Belge düzenleme fiili sonucu elde edilen gelir Karapara olarak tanımlanmıştır.

Ülkemizde bu alandaki yaşanan gelişmelerin çarpıcı örneklerini ve ulaştığı organize boyutları Gazeteci Nedim Şener'in “Naylon Holding” Kitabında görmekteyiz. Nedim Şener kitabında giriş faturası olmayan bir mal için alıcıya verilen faturaya Naylon Fatura denilmesinden hareket ile hayali ihracatlar için kurulan holdinglere “Naylon Holding” demektedir. [vi]

5- Hortumculuk:

Son yıllarda kamu bankalarında yaşanan yolsuzluklar sonucu literatürümüze giren bir kavramdır. Genel olarak büyük miktarlardaki ve yasalara uydurmak için uzman kişilerce kılıf hazırlanan mali sistemdeki yolsuzluklar için kullanılmaktadır. Ülkemizdeki batık bankaların Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna maliyeti, TMSF'nin son yayınladığı bilançoya göre yaklaşık maliyetin 36 katrilyon olarak açıklamıştır. [vii]

Konuyla ilgili “hortum ve cinnet” [viii] isimli bir kitap yazan Gazeteci Şaban ARSLAN Hortumu “Hortum denilince, banka mevduatlarının, usulsüz yöntemlerle patronların cebine girmesi, yada siyasilerin ve bürokratların,imtiyazlı kişilere,yandaşlara,çıkar ilişkisinde bulundukları çevrelere, kamu bankalarından aktardıkları bedeller” olarak tanımlamaktadır. Özellikle son yıllar da ki kamu bankalarının özelleştirme sürecinde yaşanılan yolsuzluk ve usulsüzlüklerin yanı sıra bu özelleştirmelere mafyanın müdahalesi ve bazı siyasi yakınlarının neredeyse hiç öz sermaye koymadan özelleştirme sonucu banka sahibi olmaları ve daha sonra bu bankalarda yapılan operasyonlar sonucu ,Hortumculuk kelimesi günlük hayatımıza sonradan giren ve dürüst insanların vicdanlarını en çok rahatsız eden kelime olarak karşımıza çıkmaktadır. Bankacılık alanın da yapılan operasyonlar sonucu ise Yolsuzluk denilince akla gelen ilk kavram olarak karşımıza çıkmaya başlamıştır.

[i] 4208 Sayılı Kanun 19.11.1996 Gün 22 Gün 822 Sayılı Resmi Gazete

[ii] DPT Yayın No: 2661 Türkiye'de Kayıtdışı Ekonomi 2002 S.1

[iii] Altuğ Kayıt Dışı Ekonomi Türkmen Kitabevi 1999 S.3

10 4208 Sayılı Kanun 19.11.1996 Gün ve 22822 Sayılı Resmi Gazetede Yayınlanmıştır.

[v] Uluslar Arası Mali Standartlar Maliye Bakanlığı Yayını 2002 S.425

[vi] Nedim ŞENER ,Naylon Holding,Om yayınevi 2002

[vii] 24 Mart 2003 Tarihli Hürriyet Gazetesi S.10

[viii] Şaban ARSLAN Hortum ve Cinnet Om Yayınları 2001 S.15

 

 

 

 

 

 

n