ORGANİZE SUÇLAR
EMNİYETİN 2004 RAPORUNDAN ALINMIŞTI
I- MAFYA TİPİ ORGANİZE SUÇLAR
Mafya tipi organize suçluluğun ülkemizdeki gelişimi içerisinde meydana gelen olumlu-olumsuz dalga-lanmaların mevcut sosyal, siyasi, ekonomik değişimler ve yapılanmalarla alakasının olduğu bir gerçektir. Sürekli özendirilen lüks hayat tarzı, metropol şehirlerimize uzun süredir devam eden kontrolsüz göç ve bu nüfus hareketinin tetiklediği işsizlik asayişe müessir fiillerin olağan dışı artışına sebep olurken, suçun işleniş yöntemleri devamlı değişime uğramaktadır. Bu değişim sürecinde bir çok suç türü bir oluşum, bir grup, bir örgütlenme marifeti ile işlenmeye başlamıştır.
Mafya tipi organize suçluluğun temeli, ‘tehdit-şiddet’ ve ‘yolsuz-luk’tur. Tehdit-şiddet unsuru yerleşmesini tamamladığında, asıl unsur olan yolsuzluk ortaya çıkar, ancak biri diğerini ortadan kaldırmaz.Aksi-ne birbirlerini bir çok yerde tamamlar.
Mafya tipi organize suçluluğun nihai hedefi; ’haksız kazanç’ elde etmek ve hiçbir standardı olmayan, sürekli değişkenlik gösteren suç ya-pısının devamlılığını sağlamaktır. Bunun sonucu olarak haksız kazanç,
sınır tanımayan bir kimliğe bürünmüştür. Organize suçluluk, şantaj ve tehdit mekanizmasını sonuna ka-dar kullanmaktadır. Bununla birlikte devlet mekanizması içerisindeki mevcut kurumsal aktivitelerden doğrudan veya dolaylı bir şekilde destek almaktadır. Mafya tipi organize suçluluk varlığını her şeye rağ-men sürdürmek amacıyla kamuya nüfuz etmek durumundadır. Bu durum örgütün devamı için vazgeçilmezlerdendir. Çünkü koruyucu alan sayesinde; devlet mekanizmasında kendisine sağlayacağı ya-kınlık, suçun deşifresini geciktirecek, ortaya çıkması halinde haberdar edecek, adli işlem gördüğü zaman bir avukattan daha fazla fayda sağlayacak, karşılığı olan cezayı bulmayacak, cezaevine girmesi halinde faaliyet ve eylemlerin devamı için cezaevinde uygun zemin temin edecektir. Organize suçla mücadele sürecinde gözardı edildiği zaman başarının asla mümkün olamayacağı alan ‘koruyucu alan-dır’. Koruyucu alan başka bir ifadeyle kalkan, organize suçluluğun hedeflerinden biri olan işadamı hüviyeti kazanma yolunda önem arz eder. Kazanılan bu sahte görünüm ile toplum hafızasında yer almak isterler.
Özellikle son dönemlerde, organize suç örgütlerinin sosyal yaşam içinde yer alma çabaları sonucu, değişkenlik gösteren karakteristik yapıları toplum içinde kabul edilmiştir. Daha önce amaçlarına ulaşmak için şiddet ve tehdit unsurlarını kullanan organize suç örgütleri, mali açıdan yeterlilik seviyesine ulaştıktan sonra işadamı kimliğine bürünerek, gelir seviyesi yüksek, kültürlü birer birey izlenimi verirler. Çeşitli hayır kurumlarına ve yardıma muhtaç olan insanlara bağış ve destekte bulunarak yardımse-ver vatandaş görünümü çizerler.
Bu bağlamda organize suç örgütü mensuplarının başta liderlerinin olmak üzere; giyimleri, alışkanlıkla-rı, hobileri ve genel anlamda yaşam tarzları farklılık göstermeye başlar. Kirli sakal bırakma veya kravat-sız koyu renk takım elbise giyme gibi bilindik yaşamlarından uzaklaşarak, saç-sakal traşına dikkat eden, modaya uygun ve marka giyinmeye çalışan, klasik müzik dinleyen ve popüler yerleri tercih eden entelektüel kişiliğe bürünmeye çalışırlar. Özellikle örgüt içerisinde yönetici pozisyonunda olanlar yaşam standartları ve çevrelerine verdikleri imaj ile toplum içerisinde saygınlık uyandırabilecek bir tarz sergilerler.
Mafya tipi yapılanmada; hemen hemen değişime hiç uğramayan, örgütün yönetim kadrosundaki kan bağının vazgeçilmezliğidir. Geleneksel sosyal yapımızın motifleri örgüt yapısında da mevcuttur. Lider; kendisine en yakında bulunan kadrosunu akrabalarından seçmeye özen gösterir. Güven ve güvenlik başlıca seçim sebebidir. Üst yönetimde hemşehricilik bağı önem arz etmesine rağmen, alt kademe görevlendirmelerde, bölgesellik ve kan bağı gitgide önemini yitirir ve sabıkalı, suça meyilli, şiddete yatkın şahıslar yer alır. Örgütlenme içerisinde en önemli özellik, sadakattir. Suçu üstlenmek, organize suç örgütü mensubunun konumunun yükselmesinde önemli etkendir.
1998 yılından günümüze kadar devam eden mücadelede; hedeflerin değiştiği, alanların genişlediği, örgütlerin legal ve illegal faaliyetlerinin içiçe geçtiği, mevcut mücadele ile mafya tipi organize suçluluğun çok hızlı etkileşim içerisine girdiği görülmüştür. Bu doğal bir süreçtir. Organize suçlulu-ğun doğası gereği ulusal boyut aşılmış, uluslararası boyuta ulaşılmıştır.
Bu nedenle, polisiye metotların geliştirilmesi, hukuki zeminin kuvvetlendirilmesi mafya ile mücadelede tek başına istenilen sonucu vermeyebilir.
Organize suçluluk, tüm topluma karşı yöneltilmiş bir tehdit unsuru olarak algılanmalı, mücadele sürecinde toplumun her kesiminin duyarlılığı en üst seviyede tutulmalı, kurumlararası işbirliği ve güven ortamı tesis edilmelidir.
A- Organize Suç Örgütü Faaliyetlerinin Ülkemizin Ekonomik Yapısına Etkileri
Mafya tipi organize suç örgütü faaliyetlerinin ülkemizin ekonomik yapısını olumsuz yönde etkileyerek kayıt dışı ekonomiyi tetiklediği değerlendirilmektedir. 2003 ve 2004 yılları içerisinde yapılan operasyonel çalışmalarda;
- . • Tefecilik yapan şahısların, tahsilatını gerçekleştirmek suretiyle komisyon alarak gelir elde ettikleri,
- . • İhalelerin sonuçlarına etki ederek, komisyon aldıkları veya üçüncü şahıslar vasıtasıyla ticarete atılarak dengeleri bozdukları,
- . • İş adamları, gazino, bar, pavyon vb. yerlerden koruma adı altında para alarak gelir sağladıkları,
- . • Otoparklardan haksız kazanç elde ettikleri,
- . • Turizm bölgelerindeki otel ve barların korku ve baskı yoluyla el değiştirmesinden maddi menfaat temin ettikleri,
- . • Korku, baskı ve hile yolu ile emlak ve arazi satışlarından gelir elde ettikleri,
- . • Uluslararası seviyede göçmen ve akaryakıt kaçakçılığı yaparak büyük meblağlarda gelir elde ettikleri,
- . • Maden ve kömür ocaklarını baskı ve korku yolu ile ele geçirdikleri,
- . • Sanayi tesislerini, fabrikaları ve firmaları (ilaç, inşaat, çimento, demir-çelik, mermer, taşımacılık vb.) ele geçirmeye çalıştıkları,
- . • Futbol sektöründe futbolcu transferlerini yönlendirdikleri, bahis oynattıkları, maç sonuçlarına ve kulüp yönetimine etki etmek suretiyle imkânlarından faydalandıkları,
- . • Müzik ve medya sektörüne nüfuz ederek menfaat temin ettikleri,
- . • Kapkaç ve gasp amaçlı suç grupları oluşturarak, yüksek meblağlarda gelir elde ettikleri,
- . • Gıda piyasasında tekel yaratmak suretiyle fiyatların düşmesine veya artmasına sebebiyet verdikleri, tespit edilmiştir.
B- Mafya Tipi Organize Suçlulukta Eleman Profili
Ülkemizdeki organize suç örgütlerinin, faaliyetlerini yürütürken ihtiyaç duydukları elemanların temini noktasında bazı kriterlere göre hareket ettikleri ve örgüte katılan kişilerin belirli karakteristik özelliklere sahip oldukları gözlenmektedir.
• Yoksul aile çocuklarından katılan kişiler
Örgüt lider ve elemanlarının yaşadıkları ortamlarda, etraflarına kimsenin yaklaşamaması, zarar verememesi, insanları bir taraftan korkutmakta ama bunun yanı sıra, çevrelerinde kazandıkları saygınlık, gördükleri itibar ve rağbet onları özenilen insan tipi, hatta birer idol haline getirmektedir. Bu durum bir nevi medyatik insanlara duyulan hayranlık ve onlara benzeme veya onlar gibi olma çabalarına da benzetilebilir.
Suç örgütleri, bu insanların lüks arabalara, gösterişli eğlence mekânlarına, kadın ve uyuşturucuya olan zaaflarından faydalanmakta ve bu beklentilerini karşılayarak örgütü cazip hale getirmektedirler. Bu durum örgütlerin eleman temin etme yöntemleri arasında önemli bir yer tutmaktadır.
• Örgütün faaliyet alanına yakın ama düşük ücretlerle çalışan kişiler
Suç örgütlerine sempati duyan otoparkçılar, garsonlar, komiler, korumalar vb. şahıslar, maddi amaçlı olarak örgütlere hizmet etmektedirler.
• Örgüt liderinin etnik kökenine yakın, kan veya hemşehrilik bağı bulunan kişiler
Özellikle Karadeniz, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölge insanımızın karakteristiği olarak görülen aile yapısı ve yaşam tarzına sahip kişiler,örgütlere ailelerinin bilgisi dahilinde katılırlar. Örgüt liderini babaları veya ağabeyleri gibi algılarlar. Maddi çıkar beklentileri yoktur, tamamen gönül bağı vardır. Bu tür ilişkilerde mutlak itaat şarttır. İtaatsizliğin cezası aileden dışlanmaktır. Bunlar en tehlikeli örgüt eleman-larıdır. Liderin verdiği her talimatı koşulsuz yerine getirirler.
• Çeşitli sebeplerle güvenlik kuvvetlerinden ayrılmış olup silah kullanmaya yatkın kişiler
Bu şahıslara örgüt tarafından toplu yapılacak eylemlerde tetikçilere liderlik veya örgüt liderine yakın korumalık yaptırıldığı bilinmektedir. Genellikle maddi çıkar sağlama amacı güderler. Ayrıca, ruhsatsız ve suça konu silahların taşınması ve saklanması da bunlar tarafından yapılmaktadır.
• Suç işlemeyi meslek haline getirmiş olan kiralık tetikçiler,
Suç sicilleri ile ön plana çıkan ve bu yönleri ile tanınan örgüt elemanları; örgütlerin ihtiyacına göre maddi çıkar karşılığında kendilerine verilen görevleri yerine getirirler. Örgütün ana yapısı içerisinde yer almazlar. Genellikle kendi bölgeleri dışında, tanınmadıkları bölgelerde yapılacak eylemlere katılırlar. Eylemleri sona erdikten sonra paralarını alarak örgütle bağlantılarını keser ve yaşadıkları yerlere geri dönerler.
• Örgüt mensubu olmayıp çevre yapısında yer alarak örgüt adına iş takip eden ve istihbarattoplayan kişiler
Bu kategorideki örgüt elemanlarının genellikle örgütün çevre yapısında bulundukları, daha çok örgüt liderine sempati duydukları ve ona bir şekilde yaranmaya çalıştıkları görülmektedir. Amaçları, kendileri ile ilgili iş alanlarında karşılaştıkları zorlukların çözümünde, örgüt liderinin ismini kullanarak baskı oluşturup menfaat temin etmeye çalışmaktır. Ayrıca örgütün legal faaliyet alanlarında karşılaştıkları engellerin aşılmasında şahsi ya da kurumsal kimliklerini kullanarak, yardımcı olmaktadırlar. Bu kişiler, toplumun her kesiminde bulunabilecek olan iş, siyaset, bürokrasi, güvenlik kuvvetleri ve diğer kamu çalı-şanları olabilmektedir.
• Daha önceki yıllarda örgüt içerisinde görev almış kişiler
Örgüt adına çeşitli suç eylemlerinde bulunmuş olan elemanlar, cezaevi süreçlerinden sonra tekrar örgüte dahil olmakta ve faaliyetlerine devam etmektedir.
C- Mafya Tipi Suç Örgütleri ile Mücadelede Uluslararası İşbirliği
Mafya tipi suç örgütlerine yönelik ulusal alanda yürütülen mücadele, örgütlerin suç kapasitelerini sı-nır aşan bir boyuta taşımaları ile uluslararası bir seviye kazanmıştır. Yurt içinde faaliyetleri takip edilen örgüt liderleri ve elemanları, yurt dışında çeşitli ülkelere kaçarak, faaliyetlerini bu ülkelerde sürdürmeye devam edebilmektedir.
Örgütlerin yurt dışı faaliyetlerinin takibi, bulundukları ülke ile işbirliği ve bilgi paylaşımıyla mümkün olabilmektedir. Uluslararası platformda mafya tipi organize suç örgütleri ile etkin mücadele etme amaçlı olarak, aralarında Almanya, Fransa, İtalya gibi ülkelerin de bulunduğu çoğunluğu Avrupa ülkesi olmak üzere toplam 66 ülke ile aramızda Uluslararası Güvenlik İşbirliği Anlaşmaları (GİB) bulunmaktadır.
Bu anlaşmalar çerçevesinde gerçekleştirilen işbirliği çalışmaları ile yurt dışına kaçan örgüt liderlerinin bulundukları ülkelerdeki faaliyetleri takip edilmiştir. Yapılan ortak operasyonlar ile yakalanmaları sağlanmış ve ülkemize iade edilmişlerdir.
Bu bağlamda, 2004 yılı içerisinde; Ukrayna, Yunanistan, Almanya, Hollanda, İtalya, İngiltere, Avusturya ve A.B.D. ile işbirliği yapmak suretiyle, yasadışı yollardan ülkemizden çıkan ve kırmızı bülten ile aranan bir çok örgüt lideri ve elemanının yakalanarak, iadeleri sağlanmıştır.
Ayrıca, birçok ülkenin karşılık birimleri ile işbirliği çalışmalarımız devam etmektedir.
II- SİLAH ve MÜHİMMAT KAÇAKÇILIĞI
Silah-mühimmat kaçakçılığı, 6136 sayılı Kanunun 12. maddesinde tarif edilmiş olup kaçakçılık suçunu işleyenler için 3 ayrı tasnif yapılmış ve cezai müeyyideleri buna göre düzenlenmiştir.
- • Münferit halde işlenen kaçakçılık suçunun oluşması için yasaklanan eylem veya eylemlerin tek bir şahıs tarafından işlenmiş olması şartı,
- • Toplu halde işlenen kaçakçılık suçu için iki veya daha fazla kişinin bulunması şartı,
- . • Teşekkül halinde silah-mühimmat kaçakçılığının oluşabilmesi için ise anılan yasada yasaklanan eylemleri işlemek amacıyla teşekkül kuranlarla yönetenler veya teşekküle mensup olanlar tarafından işlenmiş olması şartı aranmaktadır. Kanun koyucu tarafından 6136 sayılı Kanunda teşekkülün bir tarifi yapılmamıştır.
Ancak, kısmen de olsa teşekkülün tarifi 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nda... “Kaçakçı-lık ile iştigal etmek amacıyla iki veya daha fazla kimsenin önceden anlaşarak birleşmeleri”... şeklinde ifade edilmiştir.
Yargıtay içtihatlarına göre teşekkülün varlığından söz edebilmek için 6136 sayılı Kanunun ilgili maddelerinde yazılı fiilleri işlemek maksadıyla iki veya daha fazla kişinin suç teşkil eden bu fiilleri işlemeden önce;
- . • Anlaşmaları,
- . • Bu anlaşmanın örgütlenmeyi ve işbölümünü içermesi,
- . • Düşüncede birlik ve eylemde süreklilik olması gerektiği ifade edilmiştir.
6136 sayılı Kanunda toplu ve teşekkül, Kanunun 1, 12/1, 14/1 ve Ek 5. maddelerinde sayılan fiillerin işlenmesi halinde söz konusu olabilmektedir.
A- Ülkemizdeki Durum
Ülkelerdeki iç siyasi çekişmelerden kaynaklanan karışıklıklar, savaş tehlikesi veya terör olaylarının tırmanması ile artan talebe uygun olarak ortaya çıkan silah ve mühimmat kaçakçılığı olaylarının en belirgin özelliği maddi kazançtır.
Ülkemizde silah ve mühimmat kaçakçılığı olaylarını iki dönemde değerlendirmek mümkündür. Özellikle 1980 öncesi olarak ele alınabilecek birinci dönem içerisinde çok büyük miktarlarda silah ve mühimmat yakalamaları olmasına karşın, 1980 sonrası ikinci dönemde ise önemli azalmalar olmuştur.
Ancak, günümüzde bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de işlenen suçlar “nitelik ve nicelik” olarak artma eğilimi göstermektedir. Özellikle organize suç örgütlerinin tüm yasa dışı alanlarda faaliyet gösterdikleri değerlendirildiğinde, suçun vazgeçilmez unsurlarından biri olan silaha, suç gruplarının talebinin azalmadan devam edeceği görülmektedir.
Dünyadaki terör örgütlerinin birbirleriyle bağlantılı olarak çalıştıkları, ortak eylemlerde bulundukları ve kaçakçılık faaliyetlerine girdikleri bilinmektedir. Bunlara Türk toplumunun silaha olan geleneksel düşkünlüğü de eklendiğinde, bu suç türünü doğuran belirli bir talebin varlığı göz ardı edilmemelidir.
Ülkemizde meydana gelen silah kaçakçılığı olaylarına bakıl-dığında; fabrikasyon silahların büyük bir bölümü Irak’ın kuzeyinden ülkemize sokulmaktadır.
Son olarak ABD’nin Irak’a askeri müdahalesinden sonra sınır illerimizde 2003 yılı Temmuz ayından itibaren silah-mühimmat kaçakçılığı olaylarında artış gözlenmiştir. Irak’ın kuzeyinde yıllar-dır süren otorite boşluğu, bu bölgede kaçakçılık faaliyetlerinin ülkemizi de etki altına almasına neden olmakta, bazı kişi ve marji
nal grupların belli bir sermaye ile yüksek kazançlar elde etmeye yönelik faaliyetlerde bulunmasına yol açmaktadır.
Bu tür kaçakçılık faaliyetleri, Irak sınırına yakın yerlerde ikamet eden ve sınır bölgesini iyi bilen ka-çakçıların sırtçılık yöntemi ve sınır ticareti kapsamında, Irak’tan taşımacılık yapan TIR, kamyon ve di-ğer araçların özel zulalarında gizlemek suretiyle yapılmaktadır. Sınır ticaretinin gümrük kapılarında oluşturduğu iş yoğunluğu, denetim zorluğu olarak karşımıza çıkmakta ve bu bölgeleri kaçakçıların vazgeçilmez bir güzergâhı haline getirmektedir.
Özelikle Doğu Karadeniz Bölgesi’nde yaşayan ve bu işi kendilerine meslek edinmiş bazı şahıslar, ilkel şartlarda el tezgahlarında ürettikleri fabrikasyon ve emsallerine göre daha ucuz olan el yapımı silahlar ile talebin oluşturduğu pazardan belli bir pay alma gayreti içerisindedirler.
90’lı yıllardan itibaren MKEK tarafından Karadeniz Bölgesi’ndeki 8 ilimizde faaliyet göstermek üzere silah fabrikalarının açılmasıyla, ruhsata tabi yabancı menşeli tabancalara nazaran iç piyasamızdaki silah ihtiyacını legal olarak daha az bir ücretle karşılanmış, bunun sonucu olarak da bölgede el yapımı silah kaçakçılığının azalması sağlanmıştır.
Özellikle cezaevlerinde bulunan suç örgütü elemanları tara-fından talep edildiği veya edileceği değerlendirilen, gizlemede önemli ölçüde avantajlar sağlayan özel yapım silahların gündeme geldiği görülmektedir.
Bu silahların suç örgütleri tarafından çoğunlukla yakın temas
larda ve özel nitelikli bazı eylemlerde kullanılabileceği değerlen-
dirilmektedir.
Geleneksel olarak silaha düşkün olan toplumumuzun sahip olduğu ruhsatlı ve/veya ruhsatsız silahlar için silah başına alınabilecek fişek sayısının azlığından tale-bin karşılanamaması ve sabıkalı şahıslar ile suç gruplarının silah ve fişek elde etme istekleri, ülkemizdeki silah ve mühimmat kaçakçılığının en önemli sebebini oluşturmaktadır.
Ülkemizde meydana gelen uluslararası fişek kaçakçılığı olayları tetkik edildiğinde;
- . • Olayların bir çoğunda yakalanan fişeklerin Çek yapımı S-B (Sellier-Bellot) LUGER marka 9 mm. çapında olduğu,
- . • Genellikle Avrupa ülkelerinden ülkemize uluslararası nakliyat yapan TIR’lar tarafından getirildiği,
- . • Yakalanan TIR şoförlerinin belirli bir bedel karşılığı fişekleri ülkemize getirdikleri,
- . • TIR’ların bağlı olduğu firmaların olayla ilgisinin bulunmadığı,
- . • Kaçakçıların Türk veya yabancı uyruklu oldukları,
- . • Ülkemize gönderilen fişeklerin, kaçakçıların yakınları tarafından piyasaya sürüldüğü,
- . • Kaçakçılıkta kullanılan TIR’ların Kapıkule Kara Hudut Kapısı’ndan giriş yaptıkları,
- . • Fişeklerin genellikle Karadeniz Bölgesi’ne götürülmek istendiği veya götürülerek pazarlandığı, bu yolla ülkemize giren kaçakçılığa konu fişek yakalamalarındaki rakamların iç piyasada önem arz etmediği tespit edilmiştir.
B- Kurusıkı Tabancalar
2004 yılı içerisinde kaçakçılık birimlerimizce tahkikata konu kurusıkı ses ve gaz tabancalarının sa-yısında artış görülmesi üzerine yapılan araştırmada;
“Ülkemizde üretimi yapılan kurusıkı tabancaların namlusunun içinde bulunan ve namlu içerisinden herhangi bir cismin çıkışını engellemek için yapılmış olan sabit pimin bulunmadığı, bunun yerine kolayca sökülebilen vida şeklinde bir parçanın monte edildiği, kurusıkı tabancayı alan şahsın özel bir beceri gerektirmeden, namlusunun içerisindeki vidayı bir tornavida vasıtasıyla çıkarttığı, bu tabancaların çapına uygun kurusıkı fişeklerinin uç kısmına bazı cisimler (çelik bilye, tüfek saçması vb.) yerleştirmek suretiyle kurusıkı tabancayı, hedefi vurup yaralayacak şekilde atışa elverişli bir si-lah haline dönüştürdükleri ve balistik incelemelerinin yapılamadığından tercih edildiği tespit edilmiştir”.
6136 ve 2521 sayılı kanunların kapsamı dışında bulunan ve 1996 yılından önce imal ve ithali herhangi bir izne tabi olmayan kurusıkı ses ve gaz tabancalarının gerek görünüşü, gerek sesi itibari ile yakından incelenmedikçe gerçek silahlardan ayırt edilemediği bilinmektedir.
Yasal boşluklardan yararlanan art niyetli kişi veya kişilerce adam kaçırma, meskun mahalde ateş et-me, tehdit, zorla senet imzalatma, teşhir etme suretiyle halkta korku ve paniğe sebep olduğundan, ithali 1996 yılında Bakanlığımızca yasaklanmıştır. Ancak, Bakanlığımıza yapılan başvurularda; kurusıkı ses ve gaz tabancalarının satışının yasaklanmasından dolayı, ithal edenlerle bunların satışını yapan kişi ve kuruluşların mağdur oldukları anlaşılmıştır.
Daha önceden ithal veya imalatçıdan satın alınan malzemelerin ellerinde kaldığını ve yapılacak yeni bir düzenleme ile en azından stoklarında bulunan malzemelerin satılmasına izin verilmesini talep etmeleri üzerine bu şikayetler dikkate alınmıştır. İlgili Bakanlıkların da görüşleri alınarak söz konusu ta-bancaların; ithali, yurt içinde üretilmesi, alınması, satılması ve bulundurulması konusunda yeni bir yasal düzenleme yapılıncaya kadar, 11.06.2001 tarihli Bakanlığımız genelgesiyle izin verilmiştir.
Konuyla ilgili EGM Kriminal Polis Laboratuvar-ları’nın tanzim etmiş oldukları ekspertiz raporların-da;
“...ses ve gaz fişeği atmak üzere imal edilmişken, sonradan namlusunun içi delinerek çapına uygun özel nitelikte yapılmış ateşli silah fişeklerini de (söz konusu fişekler ses ve gaz fişeklerinin uç kısmında bulunan plastik parça çıkartılıp kovan içerisine barut ve kovan uç kısmına kurşun, çelik bilye vb. metal unsurlar konulmak suretiyle yapılmakta-dır) atabilir duruma getirilmiş, yarı otomatik bir tabancadır.
Yapılan laboratuar muayenelerinde; ateşleme sisteminde görev alan mekanik aksamın sağlam ve işler durumda olduğu, çapına uygun ses ve gaz fişeklerini patlatabildiği, gaz ayırıcı parçasının olmaması nedeniyle de özel nitelikte yapılmış çapına uygun ateşli silah fişekleri istimal ettiği tespit edilmiştir. 8 mm. çapındaki ses fişeklerinin uç kısmında bulunan plastik parça çıkartılıp kovan içerisine barut, kovan uç kısmına ise kurşun konulmak suretiyle birer ateşli silah fişeğine dönüştürülmüştür.
Bu itibarla, söz konusu tabanca ve fişekler 6136 sayılı yasaya göre yasak niteliğine haiz ateşli silah ve fişeklerdendir...” şeklinde ifadeler yer almaktadır.
Belirtilen gerekçelerle, yaşanan hukuki boşlukların bertaraf edilebilmesini teminen mevzuat çalış-malarına hız verilmiştir.
III- NÜKLEER MADDE VE RADYOAKTİF KAYNAK KAÇAKÇILIĞI
Ülkemizde 1992 yılından itibaren günümüze kadar meydana gelen olaylara bakıldığında; nükleer madde veya radyoaktif kaynak kaçakçılığı şüphesiyle el konulan 116 olaydan sadece 14’ünde ele geçen maddelerin, 11’inin nükleer madde, 3’ünün ise radyoaktif kaynak olduğu, diğerlerinin radyoaktivite içermeyen, ekonomik ve stratejik değeri olmayan element ve bileşiklerden meydana geldiği tespit edilmiştir. (indikatör, demir parçacıkları, deterjan yapımında kullanılan kimyasal madde vb.)
Bu husus radyoaktif madde pazarından faydalanmak isteyen bazı kişi veya grupların birtakım maddeleri radyoaktifmiş gibi tanıtıp piyasada dolandırıcılık yapmak istediklerini göstermektedir.
Meydana gelen nükleer madde ve radyoaktif kaynak kaçakçılığı olaylarında profesyonellikten söz etmek mümkün değildir. Yakalanan şahısların bu konuda uzman olmadıkları, hatta taşıdıkları maddelerin muhteviyatı konusunda dahi yeterince bilgilerinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
Bu maddelerin nükleer silah ya da patlayıcı yapımında (dirty bomb) kullanılması ise ulusal güvenli-ğimiz açısından daha büyük önem arz etmektedir.
Kayıtlarımız incelediğinde de; yakalanan uranyumun hiçbirinin yüksek zenginlikli veya zenginleştirilmiş olmadığı, nükleer silahlar açısından önem arz etmedikleri görülmüştür. Zira alınan ekspertiz raporlarında da el konulan uranyumun; doğal uranyum, düşük zenginlikte uranyum veya tüketilmiş uranyum oldukları belirtilmiştir. Ka-tılınan tüm uluslararası toplantılarda da bu konunun altı çizilmiştir.
Ancak nükleer silahsızlanmanın ülkeler arasında pazarlık konusu olduğu bir dönemde devam eden organize suçlarla mücadele zemininde, suç organizasyonlarının faaliyet alanlarını buraya taşıyabilecekleri de mutlaka dikkate alınmalıdır. Ülkemizde henüz uyuşturucu madde kaçakçılığı ve silah-mühimmat kaçakçılığı gibi suç organizasyonlarının finansını sağlayacak konuma gelmemekle birlikte, nükleer madde ve radyoaktif kaynak kaçakçılığının ileride profesyonel anlamda bir suç türü olarak karşımıza çıkabileceği ihtimali değerlendirilmektedir.
Emniyet Genel Müdürlüğü nükleer maddelere ilişkin düzenlemeler konusunda, günün değişen şartları doğrultusunda kanun uygulayıcı kuruluşlarla sürekli işbirliği içerisindedir. Ülkemizde otorite kurum olan Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) ile birlikte mücadelenin daha etkin yürütülmesini sağlamak amacıyla merkez ve taşra personelimize yönelik periyodik eğitim çalış-malarımız devam etmektedir. Nükleer Madde ve Radyoaktif Kaynak Kaçakçılığına karşı kurumlararası koordinasyon, işbirliği ve bilgi pay-laşımı düzenlenen çeşitli seminerlerle aktif olarak sağlanmaktadır.
Ülkemiz, ABD Enerji Bakanlığı (DOE) ve İnterpol Genel Sekreterliği’nin birlikte yürüttükleri ve global radyolojik terörizmin önlenmesini amaçlayan “Global Radyolojik Tehdidin Azaltılması” adı altında baş-latılan çalışmalara destek vermiştir. Bu kapsamda; Genel Müdürlüğümüzü temsilen eğitim almış uzman personelimiz marifetiyle, il birimlerimizde görev yapan ve çalıştığı birim itibariyle “Nükleer Madde ve Radyoaktif Kaynakların Yasadışı Ticareti ve Suç Amaçlı Kullanımıyla Mücadele”de görevli kaçak-çılık birim personeline, radyasyon tespitinde kullanacakları detektörler ve radyasyon gerçeği üzerine eğitim verilmiştir. Projenin ikinci basamağında ise; ABD Enerji Bakanlığı’nca 42 adet detektör ülkemize hibe edilmiş olup, söz konusu detektör cihazlar suçla mücadelede kullanılmak üzere 12 il birimimize teslim edilmiştir.
Ülkemizin, yukarıda açıklanan bilgiler ve polis bölgesinde meydana gelen yakalamalara ilişkin istatistik verileri çerçevesinde, Nükleer Madde ve Radyoaktif Kaynak Kaçakçılığı alanında bir pazar olmadığını söylemek mümkündür.